Blog

ZEYNEP BUDAK/ ÖĞRENCİ / ANKARA

YOUR VOICE MATTERS PROJESİ – 2016

Eylül’de bir haftalık İskandinavya (İsveç ve Danimarka)… Kısa bir süreç  belki ama bir yılda bile edinemeyeceğim kadar tecrübe doluydu. Benim için çoğu şey ilkti. Pasaport, vize nasıl alınır, yurtdışına çıkmak için neler gereklidir, havaalanı nasıl bir yerdir, süreç nasıl işler, sırasıyla neler yapılmalıdır gibi daha aklıma gelmeyen birçok alanda tecrübe sahibi oldum. İlk kez uçağa biniyordum. Bundan ötürü farklı bir heyecana sahiptim. Gökyüzünde, bulutların arasında olmayı kendimi bildiğimden beri hep istemiş, merak etmişimdir. Uçağa ilk bindiğimde beklediğimi pek bulamadım açıkcası. Daha farklı bir iç tasarım hayal etmiştim. Ama biletim cam kenarı ve kanatın olduğu kısımdı. Buna çok sevinmiştim. Yol boyu bulutlara manzaraya hayran hayran bakıp, bol bol fotoğraflamıştım. Gökyüzüne ve doğaya olan hayranlığım burda zirveye ulaşmıştı. Kısa bir uçuştan sonra İstanbul’a inip diğer uçağa jet hızıyla koşarak geçiş yaptık. O koşturmaca halini hiç unutmuyorum. Sürekli  koşturuyorduk. Yapım gereği yavaş, sakin ve gözlemlemeyi seven biri olduğum için  hızlı yapılan şeyler bende ve iç dünyamda kargaşaya sebeb oluyordu. Kafamda haliyle bir karmaşa hakimdi.  Her şeyi ağır ağır sindirerek yapmak istedikçe daha da karışıyordu. Ama yapacak bir şey yoktu sistem bunu gerektiriyordu. Bundan da keyif almaya, bunu da kendime tecrübe etmeye karar vermiştim. İkinci uçuştan sonra ilk ayak bastığımız yer Kopenhagen’dı. Puslu ve yağmurlu. Dedikleri gibi klasik Avrupa havasıydı. Bu süreçte büyük bir kültür şoku yaşadım, adeta bilincim kapanmıştı. Çok karmaşık duygular içerisindeydim.  Avrupa dedikleri  kadar abartılı bir yer değildi açıkcası ama insanların eğitim seviyesi gözle  görülebilecek kadar fark ediliyordu. Evet, temiz, düzenli ve sistemliydi. Ama eksik olan bir şey vardı. Bir samimiyet, sıcaklık duyamamıştım o an nedense.

Yağmur ince ince yağıyordu ama biz şehri uzunca bir süre koşturarak gezdiğimiz için sırılsıklam olmuştuk. Arnavut kaldırımlı taş sokaklarda, ıslandıkça ağırlaşan valizlerimizle, sırılsıklam olmuş kıyafetlerimizle canhıraş bir şekilde gezmeye, fotoğraf çekmeye çalışıyorduk. Açlığımı unutmuştum. Hatta ıslanmış olmamız bile umrumda değildi o an. Sadece gezmek, görmek, gözlemlemek ve öğrenmek istiyordum. Şehirden o kadar uzaklaşmışız ki o yağmur altında kurşun gibi ağır valizlerimizle geri dönüş çok zor oldu. Güç bela tren istasyonuna geldiğimizde  ıslandığımı ve üşüdüğümü yeni fark edebilmiştim. Trene bindiğimizde sinirlerimiz bozulmuş bir şekilde kahkaha atmaya başladık. Hepimiz deli gibi ıslanmıştık, en çokta ben. Çünkü diğerlerinin ince de olsa bir montları vardı ama ben, üzerimde yazlık bir tulum ve babetle yollardaydım. Umrumda değildi tabii. Eğlenmiştim çünkü. Kıyafetlerimizi trende kurutmaya çalışıyorduk. Keyifli bir yolculuktan sonra gemiyle İsveç’e geçtik. Akşam oluyordu. Karanlıkta şehir çok güzeldi. Yağmur dinmiş, etraf tertemiz, ışıklar içinde bir iskele ve şehrin heybetli olduğu kadar sevimli olan kalesi çok güzel görünüyordu. Otobüs gelene kadar Helsinborg’u gezdik. Bir saatlik yolculuktan sonra Örkelljunga’ya, proje merkezine gelmiştik. Karanlıkta pek bir şey gözükmüyordu ama sabah olduğunda bir cennette olduğumu farkettim.  Etraf yemyeşil ormanlarla çevriliydi. Sevimli bir göl ve yanında klisesi vardı. Hayatımda, bu kadar yorucu bir yolculuktan sonra, sabahın en erken saatlerinde, bu kadar rahat ve uykumu almış bir şekilde uyanabildiğim hiçbir anımı hatırlamıyorum. Yatakları inanılmaz rahat, oksijeni bol bir mekanda bendeniz doğa aşığı buraya mest olmuştum. Erkenden uyanıp etrafı keşfe çıktım. Gördüğüm her güzelliği fotoğraflamak istiyordum. İnanılmaz sessiz ve sakin bir yerdi. Birkaç gün sonra etraftaki komşuların çiftliklerini de gördüm. Atlar ve inekler o yeşillikler içinde tertemiz ve stressizce yaşamını sürdürüyordu. Onları bir miktar kıskandım tabii. Hayran kaldım doğasına.

Bu süreçte o kadar çok şey yaptık ki günlerimiz dolu dolu geçiyordu. İngilizcemin ağır aksak oluşu olaylarda söz sahibi olmam da engeldi, ama tüm ülke insanlarıyla çok güzel iletişim kurabiliyordum. Dil sadece bir araçtı. Konuşmadan da anlaşılabiliyordu pek tabii. Hep gülümsüyordum. Jest ve mimiklerimle de anlaşabileceğimi fark etmiştim. Ama ingilizcemin bu kadar pasif olması canımı çok sıkıyordu. Her geçen gün konuştukça gelişen bir ingilizcem vardı. Bunun farkında tek ben değildim tabiki. Geri dönütler ve tebrikler alıyordum bu konuda. Mutlu olsamda hala eksikliklerimin farkındaydım. İnsanlarla uyum içinde yaşamak, yaşamayı öğrenmek bana zevk veriyordu. Onları anlamak, kültürlerini tanımak, gözlemlemek çok farklı bir boyuttu. Önce kendi içimde bir yolculuğa çıkıyordum, daha sonra olayları, insanları sosyolojik açıdan değerlendirmeye çalışıyordum. Kendi içimde bulunduğum bir süreçti bu. Hem kendi üzerimde, hem de birbirinden bu kadar farklı olan insanların birarada bulunduğu bu ortamda kendi içimde birden fazla farklı olayları deneyimliyor, değerlendirebiliyordum. Olaylara, kişilere, tutumlara farklı bir boyuttan bakmayı öğreniyordum.

Sürekli gökyüzüne bakan, bakmaktan ve gözlemlemekten zevk alan biri olarak İsveç’te ki son gecemde, hayatımda gördüğüm en güzel, en büyük, en net Büyükayı Takım Yıldız’ını görmüştüm. O kadar güzeldi ki büyülenmiştim. Zaten gökyüzünde bir cümbüş hakimdi. Milyon tane parlak yıldız, kocaman bir ay, seni sarıp sarmalayan, kendine çok yakın olduğunu düşündüğün bir gökyüzü… Ruhen hala ordayım etkisiden çıkamadım…

Kaleme kağıda dökülemeyen, ifade etmekte zorlandığım yada hangi kelimeyi sarfedeceğimi bilemediğim o kadar güzel tecrübeler edindim, o kadar güzel ilişkiler kurdum ki bunları her insan yaşamalı, tatmalı diye düşünüyorum. Bu ortamlar dünyaya, olaylara, insanlara olan yaklaşımımızda bize onlarca farklı bakış açısı sunuyor. Bunları yaşama fırsatını bana veren Faal Derneği’ne teşekkür ederim.

 

 

Zeynep BUDAK(22) /ANKARA

 

 


CANSIN DİLARA KEÇİALA

DEVELOPING ENTREPRENEURSHIP – 2016

Birinci gün.

Ankara’dan, İstanbul’a doğru yola koyuldum. İstanbul’da diğer Türk arkadaşlarımız ile buluştuk. Bu sırada Türk gecesine götürmek için neler getirdiğimizi, neler yapacağımızı konuştuk. Yol boyunca, kendimi bir gençlik serüveninin içinde hissettim. Herkes birbirine çok sıcaktı. Üç saatlik İstanbul- Kopenhag uçuşumuzun ardından, kendimizi Kopenhag’da buluverdik. Kutay ve ben, Danimarka sokaklarında dolaşmaya karar verdik. Benim elimde valiz ve sırtımda sırt çantam, onun elinde bir çanta ve sırtında sırt çantası… Beş saatimizi Kopenhag’da uçsuz bucaksız değerlendirdik. Sıra biletimizi alıp, Landskrona’ya doğru yola çıkmak olduğunu fark ettik. Ben Eskişehir’den geldiğimden, içimde hem mutluluk hem de bir zombi vardı yorgunluktan. Tren istasyonuna yaklaştığımızda, İtalya’dan gelen arkadaşlarımızla birlikte; arabaya binip yola koyulduk. Bu sırada Necmettin Bey bizleri karşıladı. İşte dedim, o kadar yorgunluk boşuna değilmiş. Joao çantalarımızı elimizden aldı ve bizim yerleştirmemize izin vermeden bizleri arabaya bindirdi. Uzun değil ama kısa bir yolculuğun ardından herkesten “hello” lafını duydum. İşte uzun zamandır beklediğim an geldi dedim.

Odalarımızı Enes Beyden öğrendik ve odalarımıza doğru yola çıktık. Ben 19. odada kaldım. Odamda henüz kimse olmadığından, kendi yatağımı seçtim. Çatı maalesef dolu olduğundan; oraya kadar çıkamadım tabiî ki 🙂

Odalarımıza hemen pizzalar geldi. İşte o zaman aç kaldığıma değdiğini anladım. İnanılmaz bir biçimde İtalyan ve Polonyalı arkadaşlarımız ile yemeğimize koyulduk. O kadar gevşemiş hissettim ki kendimi; evet, artık her şeye hazırım dedim.

Tanışma aşamasına geçtik. Saat dokuzda buluşacağımız yeri söylediler. Ben o zamana dek, yıldızların benimle birlikte olmadığını, onları göremediğimi düşünürdüm. Uzun zamandır kamplardan uzak olduğumdan; onları göremediğimi hissetmiştim. Tanışma aşamasını geçtikten sonra, yavaştan odalarımıza doğru gittik. Ben, herkesi hemencecik tanımak istediğimden, herkesi sahile doğru yürüme teklifinde bulundum. Bir saat sahil kenarında geçirdiğimizi hatırlıyorum. Sonrasında güzel ve rahat bir uyku için yatağıma doğru gittim 🙂 Belki de iki gündür en rahat şekilde uyuduğumu hissettim.

İkinci  Gün:

İki gün boyunca havaalanında, otobüste, trende ve en abuk sabuk yerlerde uyumanın ardından sıcak ve güzel bir uyku tam istediğim gibiydi. Sabah herkesken önce uyandım ve sahil kenarında koşmaya başladım. Güneş benimleydi.

Kahvaltının yapılacağı yeri öğrendikten sonra; herkesten önce orada olduğumdan Mehmet Beye yardım ettim. Bir anda kimse ortada yok iken beş dakika içinde hemen hemen herkesi görmüştüm kahvaltıda 🙂

Sürekli otelde mutfakla çalışmaktan mıdır nedir bilinmez, sürekli kendimi mutfakta buluyordum. İnsanlar Cansınnnn kahve bitti, ekmek bitti diye beni işe koşturur iken, kahvaltı yapma fırsatı buldum. Kahvaltımızın ardından, konferans salonuna geçtik. Burada oyun oynadık.

Kâğıttan yapılan top ile isim bilme oyunu.

Bizim sorumlularımız; bizim için birkaç kâğıttan, bir top oluşturdular. Oyuna başlamadan önce; herkesin isimleri teker teker tekrarlandı. Bunun ardından bizlere istediğimiz ve hatırladığımız kişilere topu atmamızı bu sırada da isimleri söylememiz gerektiği söylendi. Bir yandan topu atıp, bir yandan arkadaşlarımızın isimlerini hatırlamak epey zor oluyordu. Bu sefer aynı oyunu geri şekilde yapmaya başladık. Yani ileri isim söylemek yerine benden önce ki insanın adını söylemek üzere topu atıyordum.

Bu oyun sonunda biraz biraz arkadaşlarımın isimlerini öğrenmiş oldum.

Oyun sonunda bizlere korktuğumuz; geliştirmek istediğimiz şeyleri ve beklentilerimizi kağıtlara yapıştırıp, bizim için kağıtları sakladılar. Bunlar üzerinde konuştuk.

Bundan öğrendiğim:

  1. İsimleri ezberlemenin bir oyun ile mümkün olabileceği,
  2. İsimleri aklımda tutmak için bir oyunun bana nasıl faydası olacağı,
  3. Proje’nin konuları,
  4. İnsanların hangi ülkeden geldikleri.

 

Kahve Molası:

Türkiye de yemediğim kadar güzel Fika’ lardan yedim. Güzel bir kahve ve diğer arkadaşlarla tanışmak için büyük bir fırsattı. Kahve molasının ardından bize eğitim süresi boyunca yapacağımız etkinlikleri, saatleri ve konuları bizlere açıkladılar. Bu süre zarfında her etkinlik için bilgi verdiler.

Öğle yemeği:

Acıkmamama rağmen, yemekler çok güzel gözüküyordu. Etrafımızda ki insanlar, sürekli bizleri memnun etmek ve doyurmak için uğraşıyorlardı. Annemin evinde gibi hissetim kendimi. 🙂

Yemeğin ardından, Energizer modundayız. Bunda:

Bir aslan, ormanların içinde yürür ve boş bir sandalye bulmaya çalışır. Bu sırada herkes kendi sandalyesini korumak için bir oraya bir buraya koşturmaya başlar. Kendimi bir anda, evet sanırım ben kayboldum çığlıkların arasında, diye düşünmekten alamadım. Herkes birdenbire oturuyor ve Aslana yakalanma süremiz gittikçe dengesizleşmeye başlıyordu. Bu süre içinde bir kere ara verildi. Kendimiz düşünmeye başladık neler yapabiliriz diye. Bizlere beş dakika kararlaştırmamız için zaman verildi. Beş dakikanın ardından, yakalanma süremiz biraz daha fazlalaşıyordu. Bu sırada kargaşa yine de eksik olmuyordu tabi ki. Bir ağızdan herkes bağırdığı için, aslanın boş sandalyeyi bulması da pek zor olmuyordu açıkçası. Ben, bu sırada kendimi sadece sandalyemde oturur iken buldum. O kadar çok kişi yerlere düşüp, bağırışlarından nasibini alıyordu ki; buna karışmayı pek istemedim. Ara verildikçe, kararlaştırmamız ve birbirimizi dinlememiz daha da kolay oluyordu. Verilen aralar sonunda aslana yakalanma süremiz beş dakikadan fazla bir zamana ulaşmıştı.

  1. İlk başta birbirimizi dinlemesek de sonuç olarak birbirimize güvenmeyi,
  2. Lider seçmeyi ve kendimizi oyun içinde görmeyi kolaylaştırdık.

Sandalyesinde oturan ben; sandalyemden kalkıp, arkadaşlarıma yardımcı bile oldum. Yani, bir oyun aslında bir grup halinde neler yapabileceğimizi bizlere gösterdi.

 

Energizer ardından, neler yapacağımızı açıkladılar o gün ile ilgili. Gruplara ayrılıp, belli bir konu üzerinde çalıştık.

Bizler Türkiye’de verilen bir proje için neler yapıldığı, aşamaları, ne kadar ücret veriliyor gibi konuları işledik. Bu, benim gençler arasında günlerce hazırlanmadığım bir proje olduğundan; doğaçlama yapmak zorunda kaldım. Bu süre zarfında da arkadaşlarımızdan da olumlu tepkiler aldım.

  1. Diğer grubun sunumları ile birlikte bir proje yapılacak ise; hangi ülkeyi seçmemizin doğru olacağını,
  2. Hangi Ülkelerde hangi projeler üstün?
  3. Doğaçlama yapma fırsatı buldum

Akşam yemeğinde; Ülkelerin gecesi vardı. Bizler yanımızda getirdiğimiz ürünleri ve yiyecekleri getirdiklerimizi sergiledik. Ben Peştemal, Nazar boncuğu, El yapımı lif ve El yapımı yüzüklerimi de getirdim. Bunların dışında Türk gecesinde her şeyimiz vardı. Diğer ülkeler gelip ben Lokma yiyemeden; lokumumuzu bitirmişler 🙂

Üçüncü gün:

Herkes hasta gibiydi. Gene sunum mu yapacağız diye düşünür iken; Energizer ile herkesin modu bir anda değişti. Bu projede hem kendim için hem de ileri ki projeler için yapabileceğim birçok oyun öğrendim. O kadar fazla bilgi içeren şeyler vardı ki; hepsini aklında tutması zor oluyor insanın 🙂

Bugün sunum yapmak artık diğer günlerden daha da kolay hale geldi. Sunumumuzu yaptıktan sonra; öğle yemeğimizin ardından bize zaman tanındı. Bu zamanı kendimi yenilemek adına biraz yoga yapma fırsatı buldum. Sahil kenarında çok iyi vakit geçirdim

Ertesi gün, gezeceğimizi öğrendim.  Uzun zamandır kendimi gezmekten alıkoymuş ben; buna hazırdım.

Sabah kahvaltı yaptıktan sonra; yola çıkmaya hazırdık. Uzun bir yol kat edip; otobüs durağına doğru geldik. Bu sırada etrafımda gerçekten tanımak istediğim insanlarla sohbet etme fırsatını buldum. Otobüse binince; Kutay’ın aramızda olmadığını fark edip, ortalığı birbirine kattım. Otobüsten inince bir baktım ki bizden önce gelmiş 🙂

 

Kısa kısa gezi ile ilgili bilgi aldık. Birkaç hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra; Kutay ile sıvışma modunda kaçtık. Çünkü, etrafımızda ki insanlar turistlik yeleri gezmeyi tercih eder iken, bizler lokal olup, lokal şekilde takılalım dedik. İki saatten fazla bir zaman yürüdük. Birçok yeni yer keşfettik.  Akşam olduğunda istasyonda buluştuk ve kaldığımız yere doğru gittik. İşte o anda oturmanın ne kadar rahatlatıcı bir şey olduğunu anlamış oldum 🙂

Yemek zamanı geldiğinde, karnımız acıkmıştı. Herkes tıka basa doldu.

Akşam Tedx izledik Youtube üzerinden. Bunlarla ilgili konuştuk. Alında bir video ile neler yapabileceğimi anlamış oldum.

Kahvaltı zamanı geldiğinde gene ben hazırdım ve güzel bir kahve ve arkadaşlarım beni bekliyordu. Normalde gideceğim zamanlar çok üzüntülü ve çok mutsuz olurum. Bu sefer daha fazla hissettim bunları. Herkese sarılıyor, herkesi sımsıkı kavrıyordum. Hayatımda ilk kez tanımadığım insanlar ailem gibi olmuştu. Bazıları artık sarılmamdan sıkılmış olacak ki; OO cansın geliyo, gene sarılacak diyorlardı 🙂

Son güne kadar, hayatımda yaşadığım en güzel deneyimdi. Uzun zamandır bir yere kendimi ait hissetmemiştim. Hissettiğim anlar da kısa süreli ya da beni mutlu etmeyen anılar olmuştu. O kadar çok kendimi bir yere at hissettim ki, hayatım boyunca unutamayacağım bir deneyim olacak benim için….

Bu arada fotoğraf eklemek yerine ben bir video yaptım… Video’nun asla kaybolmayacağımı bildiğimden hep bizde kalmasını istiyorum.     https://www.youtube.com/watch?v=x_-ESj-BJoE

 

Bu bölüm biraz özel olacak. Bir sonra ki projede kendim proje yapsam, neler eklerim ve ya çıkarırım diye düşününce; ortaya bu düşünceler çıktı.

  1. Katılımcılar mümkün oldukça Yeşil pasaportlu SEÇİLMEMELİ. Nedeni ise;’ Last moment’ olan bir sürü ilan görebiliyorum. Yeşil pasaport sahipleri istedikleri projeye bizlerden önce ulaşabilir ve vizesiz emin olun sizden benden fazla geziyorlardır.
  2. Katılımcılar kesinlikle aynı şehirden gelmemeli. Aynı şehirden gelen arkadaş grubu veya birbirini tanıyan bir iki kişi olduğunda; bazen konuşmalara dahil olmak gerçekten çok zor oluyor.
  3. Info pack okumamak, sonrada ayyy biz ne yapıyorduk! dememek için; herkese okunup okunmadığı sorulmalı.
  4. Yaş seçimi yapılır iken bence biraz daha ortalama alınmalı.

Bunlar dışında beni ailenizden birisi yaptığınız ve sonsuz kere yardım ettiğiniz için teşekkür ederim sizlere. Hayatında bir dönemi amaçsız olan ve bir amaç sağladığınız bir insana yapabileceğiniz bir şey yoktur bu hayatta. Ben, çok eğlendim, kapalı beynimi herkese ve her şeye açtım. Hasta hasta katıldım etkinliklere ve bundan büyük bir keyif aldım…  Kutay ile çok zaman geçirdik. Dostum oldu kendisi ve diğerleri. Herkesle birlikte olmaktan o kadar büyük bir keyif aldım ki…Faal, iyi ki varsın ve iyi ki hayatımı mutlu bir prensese çevirdin…

CANSIN DİLARA KEÇİALA – DEVELOPING ENTREPRENEURSHIP – 2016

 

——————————————————————————————————————————————————————————————————————————–